Adalet

Adalet?
Peygamber Efendimizin cahiliye döneminde o zorluklara rağmen bıkmadan, yılmadan anlattığı, insanlara yaymaya çalıştığı, tüm hükümdarlarımızın sağlamaya çalıştığı adalet, sadece bir sözcük mü, para mı, güç mü veya bunlarla satın alınabilecek kadar basit bir kavram mı? Ya da geciken bir hak mı?
Adil olmaktır adalet, gerçeği, hakkı canının yanacağını bile bile savunmaktır. Onu ortaya çıkarmaktır satın alınamayacak kadar değerli, paha biçilemeyecek kadar kutsal bir görevdir. Peki, günümüzde toplumlar neden adalete olan inancını kaybetmiş? Neden Hz. Ömer’den sonra adalet yok olmaya yüz tutmuş. Aslında cevabı çok basit. Artık adalet parayla satın alınmaya çalışıldığı, güçlü kim ise onun adaleti geçerli olmaya başladığı için adalet anlamını kaybetmeye başladı.
Hz. Ömer’in bize bırakmış olduğu adaleti devam ettirebilmek bizim en büyük borcumuz, tüm kutsal kitaplarda ve tüm dinlerde bir şekilde emredilen ve bizim kutsal kitabımızda da bize “ Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. Şahitlik ettikleriniz zengin veya fakir de olsalar adaletten ayrılmayın. Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Onları sizden çok kayırır. Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer şahitlik ederken gerçeği çarpıtırsanız veya şahitlikten çekinirseniz bilin ki şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” Bu ayeti kerimenin izinde adaleti her halükarda yerine getirip, hukukçuların bu inançla bu yönde hareket etmeleri gerekmektedir.
Bir hukukçunun en büyük hayali adaleti gerçekleştirebilmek olmalı para, pul ve mevkiden önce. “Adalet zaten yok sen mi getireceksin o adaleti?” diyenler, sözümüz size bir kişi bir kişidir. O bir kişi adaleti yerine getirmeye çalışırsa amacı o olursa onun sayesinde nice adaletli günler gelecektir. İnanç, sabır ve azimle dünyaya adaleti, barışı yaymaya gönül vermiş olan, bunu yerine getiren tüm kişilere ayrıca bu yolda ilerlemeye söz vermiş olan tüm hukukçulara ve adalet yolunda şehit olan sayın cumhuriyet savcımız Mehmet Selim Kiraz’ın anısına saygıyla…
NESLİHAN AKBULUT

Reklamlar

Tea&Talks (15. Hafta)

Bugünkü konuğumuz avukat ve aynı zamanda psikolojik danışman olan Mehtap Altıntaş idi. Mehtap Altıntaş, üniversiteye giriş sınavı sonrası ilk tercihi olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne, 1995 yılında yerleşmiş ve mezuniyetine kısa bir süre kala 28 Şubat dönemini yaşamış bir hanımefendi. Mehtap Altıntaş, kendisini tanıtmasının ardından genel olarak şunlara değindi:

17425015_1266862790094444_1186165756022389667_n

 

Bu dönemin en büyük problemlerinden biri ne yapacağını bilemiyor olmak. Ve en tatmin edilmeyen yönümüz; anlaşılma ihtiyacımız. Olduğumuz gibi kabul edilmek istiyoruz. Bunlar yaşamsal duygular. Anlaşılmak sevmekten farklıdır. İnsanlarla olan ilişkilerimizde bir şeyleri saklamak, göstermemek, idare etmek durumunda kalıyoruz. Bu durumda herkes biraz yalnızdır. Sosyal medya da bu noktada bir kaçış aslında. Hepimiz hayatımızda bizi anlayacak, hayatımızı kolaylaştıracak birini ararız ve hayatımızı birleştireceğimiz insana atfettiğimiz çok fazla özellik vardır. Bu noktada resmi tersine çevirip biz o insan olmalıyız. Bütün ilişkilerimizde yaşadığımız zorluklar bize sabrı öğretir ve o davranışlarımız bizim karakterimiz olur, herkese öyle davranmaya başlarız. Hayata ne kadar bencilce bakarsanız, ben nasıl buradan zararsız sıyrılırım diye düşünürseniz, kaçtığınız bütün yükler gelir sizi bulur. Ama yaptığınız şeyi hayatınız için anlamlı hale getirdiğiniz vakit hiçbir şey sizi yormaz.Hayatımın ilk 30 yılını hep başkalarına tahsis ettim. Ama yaptığım fedakarlık kimseyi mutlu etmediği gibi kimsenin saygısını da kazandırmadı bana. Otuz yaşımdan  sonra ise fark ettim ki kendi özel varlık alanınızı oluşturmalısınız.

Bugüne kadar danışmanlığımı yaptığım bütün davalarda gördüm ki boşanmaların temel sebebi sınır ihlalidir. Herkes birbirinin alanına izinsiz giriyor. Bütün ilişkilerimizi bozan şey aslında içimizde büyütüp söyleyemediklerimizdir. Bizim bu noktada toplum olarak temel problemimiz, çok samimi olmamız. İnsanlara karşı kendinizi beslediğiniz, büyüttüğünüz, hiç kimsenin dokunmadığı o alanı oluşturmalısınız. Her zaman için kendi iç referanslarınız olmalı. Bunun karşılığında göreceğiniz tepkiyi bilmeli ve karşılayabilmelisiniz.  Bir yaşam amacınız olmalı. Yaşam amacınız varsa yataktan kalkma şeklinizi bile o belirler. Yaşam amacınız varsa asla boşluğa düşmezsiniz. Belki o noktaya hiç gelemeyeceksiniz ama hep yolda olacaksınız. Şimdiki aklımı bana sağlayan şey aslında yürüdüğüm yolda karşıma çıkan zorluklar ve imtihanlardır. Sevdiğiniz bir alan seçin ve o alanda en iyi olmak için savaşın. Çok iyi yaptığınız bir uzmanlık alanınız olsun. Ama hayatınızı o alanda daraltırsanız yine mutsuz olursunuz. Seçtiğiniz alan kişiliğinizin tüm olumlu yönlerini kullanabildiğiniz, kendinizi besleyebileceğiniz bir alan olsun. Kendinizi tam anlamıyla tanıyor musunuz, bunu sorgulayın. Gerçek anlamda olduğunuz kişiniz yüzde yetmişinden henüz haberiniz yok. İnsan kendi potansiyelini biliyor olsa tamamen farklı bir hayat yaşıyor olurdu.

17361561_1266862610094462_2531604105807952104_n

Konuğumuza ve tüm katılımcı arkadaşlara teşekkür ederiz. Bir sonraki hafta farklı konu ve konuklar ile Tea&Talks’ da görüşmek üzere!

Tea&Talks (14. Hafta)

Bu haftaki konuğumuz Avukat Satılmış Şahin idi. Konuğumuz Hukuk etiği ve Avukatlık mesleğinde başarı konusunda bize deneyimlerini aktardı.

17192521_1257951700985553_347497529239383520_o

 

Programımızda genel itibarıyla değinilen hususlar şu şekildeydi:

Satılmış Şahin 1957 yılında Yozgat’ta doğmuş. İlkokuldan sonra okumamış.15 yaşında evden kaçıp bir yakın akrabasının evine gitmiş ve orta okula orada devam etmiş. Orta okulu birincilikle bitirmiş. Orta okuldan sonra İmam Hatip Lisesi sınavlarını kazanmış. Dört sene parasız yatılıda okuduktan sonra imam olmuş. Evlenip iki sene imamlık yaptıktan sonra askere gitmiş. Askerden döndüğünde Diyanet İşleri’nde memur olarak görev almış. Satılmış Şahin ” Baktım hayat zor, oturup ders çalışmaya başladım” diyor. 27 yaşında üniversite sınavına girmiş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakultesini kazanmış.  Ardından Kadıköy müftülüğüne memur olarak atanmış. Bu yıllarda hem çalışıp hem okumuş. 32 yaşında fakulteden mezun olmuş. ” Kararlıydım, stajımın bitimine 2 ay kala kendi ofisimi açtım ve bugün meslekteki 30.yılıma yaklaştım” diyor.

Satılmış Şahin, dünyaya tekrar gelse tekrar avukat olmak istediğini söyledi.    Başarmanın inanmaktan geçtiğini, avukat olan insanın sırtına cüppeyi geçirdiğinde dünyaya meydan okuyabileceğini söyledi. Sözlerine şöyle devam etti:

”Hepsinden önemlisi siz bir kanaat önderisiniz. İnsanlar dertlerini size sunarlar.’ Hukuk hiçbir zaman matematik değildir. Bazen %1, %99’dan büyüktür. Hakkını iyi savunan mı kazanır yoksa haklı olan mı? Hakkını iyi savunan, derdini iyi anlatan kazanır.”  ‘Müvekkilim hukuki donanıma sahip olsaydı kendisini nasıl savunurdu? Bu sorunun cevabına göre müvekkilinizi savunmalısınız.  Avukat başkasının norm ve hesabına hareket eden kişidir.   Avukatlık bir umuttur. Siz müvekkilinizin umudusunuz. Zaten avukatlığın en önemli özelliği güven ilişkisidir. Kanaat önderi olmanız çok önemlidir, sokaktaki bir insan bile size sorular sorabilir.   Bir insan size gelip, kardeşiyle ilgili, komşusuyla ilgili dert anlatır. Sizin göreviniz onu sonuna kadar dinlemek, metin olmasını söylemektir. Çünkü siz onların doktorusunuz, dermanısınız. Mütevazi olmak zorundasınız ama tabii ki de aynı zamanda gururlu olmalısınız.

” Avukatlar çok şık giyinmek zorundadırlar. Çünkü kendi reklamınızı siz, kendiniz yaparsınız. Sosyal faaliyetler, hemşehri  dernekleri gibi etkinliklerle göz önünde olmanız gerekir. Kolunuzdaki saatten bindiğiniz arabaya kadar her şeyinize dikkat etmek zorundasınız. Ancak çok şımarmadan, kibre kapılmadan. Avukat bir pedagog gibidir, müvekkilini eğitir. Size gelen müvekkilinize doğruyu öğretmek, hakkı öğretmek; etik olan budur.   Vicdani sorumluluğu olan işlerden uzak durun.”

Satılmış Şahin, Alev Alatlı’nın ” yaptığınız iş yasal ama helal mi?” konuşmasından bahsetti.  ” Size yakışan şey avukatlık onurunu sonuna kadar savunmaktır.  Avukatlık mesleğinde paylaşmayan büyüyemez, birlikten kuvvet doğar.”  Satılmış Şahin, icra-iflas erteleme hukukunda uzmanlaştığını söyledi.  ”Hep en iyisi olmak için mücadele etmemiz gerekir, bunun için de en iyilerle çalışmak gerekir.  Asla müvekkilinize mesleğinizden dert yanmayın.   Avukatlıkta en zor şey para tahsil etmektir. Para tahsil edemezseniz çok zorlanırsınız. Müvekkilleriniz size asla isminizle hitap etmemelidirler. Avukat Bey, Avukat Hanım diyecekler. Bu mesleğinizin haysiyetiyle alakalı bir durumdur. Randevuyla çalışın, bu size saygınlık kazandırır. Avukatın en büyük  sermayesi doğruluğudur. Kim olursa olsun, hangi şartlarda olursa olsun, müvekkilinizin telefonlarına cevap verin. Konuşmadığınız taktirde müvekkilinizin içi rahat etmeyecektir. Bu meslekte canınızı sıkan şeyler de olacak ama Allah’a şükredin çünkü sizin konunuz insan ve çok onurlu bir meslek yapıyorsunuz. Hiçbir bakkal ‘bu hırsız, bu haydut’ diyerek ekmek vermemezlik yapmaz. Size de kimse hırsızın avukatı diyemez. Herkesin savunulacak bir hakkı vardır. Her dava kutsaldır. Avukatlıktan korkmayın, başaramamaktan korkmayın. Rızkı veren Allah’tır. Avukatlığın harmanı güzeldir. Hasat yaptığı tarla çok güzeldir. Avukatlık bir bakımdan sır mesleğidir. Avukat önüne gelen sırrı saklamak zorundadır.”

17192409_1257950860985637_4798503202007086563_o

Konuğumuza ve tüm katılımcı arkadaşlara teşekkür ederiz. Bir sonraki hafta farklı konu ve konuklar ile Tea&Talks’ da görüşmek üzere

Tea&Talks (13. Hafta)

Bu haftaki konuğumuz, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk ana bilim dalı öğretim üyesi Cüneyt Pekmez’di.

17015978_1250722868375103_5982799582117556397_o

Konuğumuz genel olarak şu hususlara değindi:

Bir hukuk fakültesi öğrencisinin; hukuk bilimi ile ilişkisi kapsamında, sosyal hayatta hukuk eğitiminin vermiş olduğu kazancı yansıtacağını söyledi. Hukuk biliminde, meslek seçimi doğrultusunda hedef seçimi ve çalışmalar yapılması gerektiğinden bahsetti. Cüneyt Pekmez, öğrencilik hayatından ve yaşadığı zorluklardan söz etti. Hukuk eğitimi ona okumayı ve okumaktan zevk almayı öğretmiş. Akademisyen olmayı düşünen öğrencilerin kendi özelliklerini göz önüne almaları gerektiğini, hukuk bilimine böylelikle yarar sağlayabileceklerini, neyi istediklerine karar vermeleri gerektiğini, sabah uyandığımızda istekle, keyifle yapabileceğimiz bir meslekte karar kılmamız gerektiğini söyledi. Programımıza şu sözlerle devam etti:

”Hukuk usulü deneyimle elde edilir. Bu da akıl ve çalışmayla olur. Aklı  zenginleştirebilmenin  yolu koşulu çalışmaktır. Zeka da bu süreci kısaltmakta kullanılır. Zahiri ve batıni iki kanat vardır. Batıni kanat çalışmakla elde edilir.Akıl ve gönül yani maneviyat (zatini değil de batıni) olmaksızın yaptığınız işler başarısızlıkla sonuçlanır.Maneviyatınız güçlendikçe yaptığınız işin amacı değişir ve bu amaç size göre şekillenir.Bu ise topluma faydalı olmak olur.Etrafınızın söyledikleri sizi etkilemez.Neyi, nasıl, ne için yaptığınızı sorgulayın.Bilgiyi tespit edin ve ne için aldığınızı bilin.Herhangi bir cehiti seçince bunları göz önünde bulundurun.Ahlaki yönünüzü zenginleştirdikçe ne bilip bilmediğinizi daha iyi anlarsınız.Okuduğunuz şey üzerinde düşünmelisiniz.İskeleti oturttuktan sonra ezber yapabilirsiniz.Ama hukuk bana göre ezber değildir.Yazar kendi manasını kelimelerle yansıtır.Yazarın iki  amacı vardır; ne dediği ve ne anlatmak istediği.Önemli olan yazarın yazdıklarında söz konusu cümlesinin anlamına amacına ulaşmak.Bu yüzden hukukçunun amacı yazarın neyi anlatmak istediğini anlamak.Bu yüzden yavaş okuyun.” Ali Fuat Başgil’in ”okuyan bir öğrenci siperde düşman bekleyen asker gibi olmalıdır.” Sözünü hatırlatıp okurken ne kadar çok konstantre olmamız gerektiğini vurguladı.

17192376_1250722515041805_9142032017479483036_o

Konuklarımıza ve tüm katılımcı arkadaşlara teşekkür ederiz. Bir sonraki hafta farklı konu ve konuklar ile Tea&Talks’ da görüşmek üzere!

 

Tea&Talks (12. Hafta)

Bu haftaki konuğumuz Av. Hüseyin Ateş idi. Hüseyin Ateş, İngiltere`de masterını yapmış. Mezuniyetine çok az bir zaman kala bir afiş vasıtasıyla MEB`in yurt dışı programından haberdar olmuş ve sıfır İngilizceyle, İngilizceyi ve İngiltere`yi hiç sevmemesine rağmen programa başvurmuş ve kabul edilmiş bir hukukçu.

17039215_1243974975716559_8324012053808667926_o

Programda Av. Hüseyin Ateş’in değindiği önemli hususlar şu şekildeydi:

”Programa başvuru için herhangi bir İngilizce alt yapısı gerekmiyor. Yalnızca ALES skoruna ve üniversite ortalamasına bakılıyor. Bakanlık ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına yazı göndererek var olan açıkları tespit edip ilana çıkıyor. Siz de mevcut ALES skorunuzla 10 adet tercih yapıyorsunuz, akabinde mülakat yapılıyor, tüm bunların sonucunda tercih ettiğiniz üniversitelerden birine yerleştiriliyorsunuz. İngilizceniz yoksa yurt içinde dil eğitimi alıyorsunuz, yeterli düzeyde ise yurt dışına ön eğitimsiz de çıkabiliyorsunuz.Programın belli başlı avantajları ve dezavantajları mevcut. Programın avantajlarına gelirsek; İngilizcenin var olmaması bizleri yalnızca Türkçe kaynakları takip etmeye itiyor. Bu süreç bakış açınızı tamamen geliştiren ve değiştiren bir süreç. Örneğin Türkiye`de belli başlı alanlarda iyi olarak nitelendirilen profesörler dünyanın 20 yıl gerisinde. Keza kütüphanelerimiz ancak ”kütüphanecik” vasfını taşımakta. Programla beraber arkadaş çevreniz ve fikirleriniz değişiyor. ”Türkiye`de niçin yüksek lisans yapılmamalı?” sorusu akla geliyor bu noktada. Yurt dışına çıkmak kritik değerlendirme, düz mantıktan kurtulma ve akademik çalışmalardaki copy -paste tutumunu değiştirme imkânı veriyor. Ülkemizde üniversite hocalarıyla görüşmek hocaların tutumuna bağlıyken yurt dışında bu bir zorunluluktur. Hukuk multidisipliner bir alan. Bu anlamda yurt dışına çıkmak diğer alanlardan arkadaşlar edinmenize ve onlarla çalışmanıza olanak sağlıyor, bir bakıma arkadaşlarınız süpervizör eksiğinizi gideriyor.”

”Türkiye’de ki hukukçuların Almanca takıntısına rağmen akademik anlamda önemli olan dil İngilizcedir.Program tam olarak oturmamış olduğu için belli başlı sıkıntılar mevcut. Evrak kaybı, ödemelerin gecikmesi vs. 2013`ten önce sekiz bine yakın FETÖ`cü bu programla belli başlı üniversitelere yuvalandılar ve ülke aleyhine propaganda yaptılar, ülkenin imajını düzeltmek bu noktada bizlere düşüyor.Program dahilinde üniversitelere kabul için CV de önemli. Yaptığınız akademik çalışmalar, yayınlar, sosyal etkinlikler ve güzel bir niyet mektubu CV ‘de yer alması kabul sürecinde etkilidir.Bu program yalnızca master endeksli değildir, masterı yurt içinde, doktorayı yurt dışında da yapabilirsiniz.Amerika hükümetinin Fulbright bursu da doktora ve master imkanı sağlayan burs programları arasındadır. Chevening bursu ise İngiliz hükümetinin master için sunduğu bir yıllık bir burs programıdır.İngiltere yahut Amerika’nın  burs programını tercih etmeyecekler içinse Slovenya, Macaristan, Finlandiya ve Meksika’nın burs programları mevcuttur.MEB bursunun en büyük dezavantajı bakanlığın gitmeden totalde 100 bin sterline varan bir kefalet senedi imzalatmasıdır.MEB programını kazandınız ve yurt dışına çıktığınız takdirde MEB okulun harcını ödüyor, aylık 1200 sterlin veriyor ve ayrıca yılda bir kere aylık bursunuz miktarında kırtasiye masrafınızı karşılıyor.Programın bir diğer koşulu zorunlu hizmettir. Yurt dışındaki eğitim süreniz bire iki oranında zorunlu hizmet olarak dönüş yapıyor. Programın her şeyinden yararlandığınız takdirde totalde 12 yıl zorunlu hizmete tabii oluyorsunuz.Programın sıkıntılarından biri de üniversitede ki tek sınav sistemidir. Yapılan tek sınav sonucu bütünlemeye  kalırsanız üniversite tez yazacak yetkinlikte olmadığınızı gerekçe göstererek sertifikanızla beraber sizi yolluyor”

”Zorunlu hizmet süresinde yaptığınız kaliteli çalışmalarla doğru orantılı olarak özel üniversitelerden transfer teklifleri, tazminatınızı ödeme sözleri gelecektir. Ancak bunun bir garantisi yoktur.Programın artılarından biri geriye dönük olarak bakanlığın eğitim aldığınız her bir günün primlerini yatırmasıdır.Yurt dışından döndüğünüzde bakanlık 3 ay içerisinde atamanızı yapmakla mükelleftir, aksi halde tazminat düşer.Programın avantajlarından bir diğeri normal şartlarda Türkiye`de YÖK kanunu gereğince akademisyenlik yaparken avukat olunamıyor. Ancak programla beraber bu yasaktan muaaf oluyor ve stajınızı tamamlayabiliyorsunuz.”

16903555_1243975002383223_8556738549942215691_o

Konuklarımıza ve tüm katılımcı arkadaşlara teşekkür ederiz. Bir sonraki hafta farklı konu ve konuklar ile Tea&Talks’ da görüşmek üzere!

 

Tea&Talks (11.Hafta)

Bu haftanın konuğu savaş muhabiri Samet Doğan idi. Samet Doğan gazeteciliğin temellerini Suriye’de atmış.Arapça bildiği için bir dönem tercümanlık yapmış.ilk profesyonel işine 2010’da Mavi Marmara ‘da başlamış.Yaklaşık 10 yıl Ortadoğu’da kalmış öğrencilik yıllarını Suriye’de geçirmiş ve bunun 5 yılını Suriye’de savaş muhabiri olarak geçirmiştir.

Yakın zamanda “Cuma Günü Uçamayan Kuş” isimli kitabını yazmış.Muhaliflerin Halep’e giriş sürecine kadar yanlarında olmuştur.Uzun süre çatışmaların içinde kalmıştır. Türkiye’nin sınırında savaş olurken Türkiye’de bu gerçeklik ne film ne belgesel boyutuna ulaşmamıştır.Samet Doğan sınırımızda olanları gördüklerini unutturmamak için bu kitabı
yazmıştır.

16665865_1237659886348068_5716721176885331868_o Programda değinilen önemli hususlar şu şekildeydi:

Arap devrim hareketleri 2010 yılında Tunus’da Buazzi adında bir gencin yakmasıyla başladı.Arap baharı öncesi yaşananlar da Suriye yavaş yavaş kabuklarını kırıp bu sürece kendini hazırladı.

1982 yılında ortaya çıkan Hama katliamından bahsedildi. Bir şeyi tam olarak yaşamadığınız sürece anlamamız güçtür bu yüzden hama katliamını yaşamayanlar onu anlamakta zorlanmıştır.Suriye’de iç savaş çıkmadan önce ki durumundan bahsedildi.İnsanların sosyal hayatta aşırılıklarının ve bu aşırılıkların cezasız kalması yargı sisteminin işlevsizliğinden bahsedildi. İç savaştan önce Suriye’de 11 tane istihbarat birimi vardı bu birimler kendi halkı için faaliyet gösteriyordu.Olaylar silsilesi şu şekildeydi:Aşiret liderlerinin ölümü,çocukların kaçırılması,Dera’nın kuşatma altına alınması,Şam’da Doktor Buti hutbe verirken olay çıkması,askeri ve milis güçlerin durdurulamaması.Karşı devrimde Mısır’da olduğu gibi Müslümanlar bu işin arkasında ABD var  diyerek geri durdu.Dış mihrak  IŞID gibi terör örgütleriyle milis güçlerde devreye girdi.

Müslüman gençlerin yelpazeyi genişletip hareketlenmeye başlamasıyla özgürlük talep ettiklerinde lider kültürünün gelişmemesiyle örgütlenememe Suriye’nin temel sorunu oldu . Suriye’de yönlendirme ve örgütlenme devrimi evrimleştirme temeli olmadı.Suriye bunlarla uğraşırken dünya’da İslam ve terörizm kavramları bağdaştırıldı ve İslam dünyası ümitsizliğe itildi.

Konuşmanın sonunda coğrafyayı iyi tanıyan konuğumuza sorular soruldu.

16836269_1237659846348072_3607508161897139000_o

Konuğumuza ve tüm katılımcı arkadaşlara teşekkür ederiz. Bir sonraki hafta farklı konu ve konuklar ile Tea&Talks’ da görüşmek üzere!

Tea&Talks (9.Hafta)

Bu haftanın konukları Mustafa Toprak ile Halil İbrahim Uzun  ve program konusu “İmaj ve İdeal” idi.

Programın önemli noktaları şu şekildeydi:

15195872_1153181404795917_1720267999081441543_o

 

M. Toprak: Her Türk vatandaşının fahri olarak tarihçi olması gerekir.

 M. Toprak: Bir idealiniz varsa altını doldurmalısınız. Kaynayıp taşmayın, dolup taşın. Bir şey yapacaksanız yaşınız ne olursa olsun onun hakkını vermelisiniz.

 H.İ. Uzun: Kalp meselesi zürafa-buzdolabı örneğinde görüyoruz. Beyin kısa yoldan hedefe ulaşır; bu da hakikati ıskalamamıza sebep olur.

 H.i.Uzun:1+1 in 2 etmesi gerçekliktir. Ama bazen 1+1 daha büyük bir eder; bu hakikattir. Burada zahir ve batın meselesini görüyoruz.

 H.İ. Uzun: Küresel köy teorisi; normal şartlarda biz özne izlediklerimiz ise nesnedir. Enformasyon çağında ise durum tam tersidir. Bizim düşüncelerimiz enformasyon yoluyla nesne haline getiriliyor. İşte bu küreselleşmedir.

 M. Toprak: Hukukçu dahi olsanız gönlünüz aşktan, şiirden ve hikmetten geçmemişse yaşamınız koftur, boştur.

 M. Toprak: ”Kıyamet günü Yaratıcı ’ya anlamlı ve onurlu bir hikâye bırakabilmeliyiz.” (Ayşe Şasa)

 H.İ. Uzun: İmaj meselesi birden yahut topyekûn değişmez; köklü ve kadim uygulamalarla değişebilir. STK’lar ve teşkilatçılık bunun içindir.

 H.İ. Uzun: Kurtulmak için kurtarıcı olmaya mecburuz. Mesele Anadoluculuktur, Anadoludaki İslam yorumudur.

 M. Toprak: Nasrettin Hoca’nın Ya Tutarsa hikayesine Şaban Abak’ın yorumu; Göl Anadolu coğrafyasıdır, mayaladığı şey ise İslam’dır.

 H.İ. Uzun: Nasrettin Hoca, Yunus Emre, Mevlana bir noktadır aslında. Bizim işimiz tohum saçmaktır. Sonuçlar konusunda çok sabırsızız ama işin aslı Allah’a ısmarladık.

 H.İ. Uzun: Koşmamız lazım. Şehrin ucundan koşmamız lazım. Burada önemli olan koşmaktır. Duran kişi düşer. Daima yolda olmalıyız.

 M. Toprak: Derdi olan insan okur, derdi olmayan ise okuyarak dert sahibi olur. Okumadan, bilmeden ve vakıf olmadan dert sahibi olunmaz. Çapraz düşünmek lazımdır.

 M. Toprak: Bir ülkeyi hukukçular yönetir. Kalın hukuk kitaplarının yanında başka kitaplarla, dergilerle de hemhal olmalıyız.

15250862_1153181364795921_2935029404686046016_o

Konuklarımıza ve tüm katılımcı arkadaşlara teşekkür ederiz. Bir sonraki hafta farklı konu ve konuklar ile Tea&Talks’ da görüşmek üzere!

 

Tea&Talks (7.Hafta)

Bu haftanın konuğu Av. Cihat Gökdemir  ve program konusu “Uluslararası Hukuk ve Sivil Toplumda Kurumsallaşma” idi.

Programın önemli noktaları şu şekildeydi:

14980764_1135158159931575_448026035586583561_n

Uluslararası hukukta sosyal problemlerin çözümsüz kalmasının en önemli sebebi problem çözme yeteneğinin noksan olmasından kaynaklı. Bunu aşmanın yolu ise kişisel kapasite gelişimi ile olur.Kişisel kapasite gelişimi öz güven sağlar.

Gökdemir, Uluslararası hukuk networkundan ve öneminden, İslam dünyasında uluslararası hukuk alanında uzmanlaşma eksikliğinden, dünyadaki finans çalışmalarının uzmanlık alanının İslami finans oluşundan ve uzmanlaşmanın öneminden bahsetti.

Türkiye’deki hukuk fakültelerinin sayısının çokluğuna karşın uluslararası ceza hukuku alanında ihtisas yapmış akademisyenlerin ve bu alanda uzmanlaşmak isteyen öğrenci azlığından bahsedildi.Bu alanda komşu ülkelerin ve Avrupa’nın önem verdiği bir alan oluşundan bahsedildi.

Gökdemir, önleyici hukuk doktrinini ve bu alanı ABD nin 11 eylül olaylarında ne kadar iyi kullandığından, halen bir çok ülkenin uluslararası arenada bunu meşru bir zemin olarak kabul ettirdiklerinden bahsetti.’ Zulümlerine hukuk üreten dünyada güçlü bir yere sahip olan İsrail, bu yolu kullanan ve kullanılması yolunu meşrulaştıran önemli bir örnek.Burada onları rahatsız eden ; üçüncü dünya ülkelerinin çocukları batı ya gitti ve iyi bir eğitim aldı döndüklerinde bu aldıkları eğitimi uygulayabilecekleri zemine sahip bir ülkeleri yoktu bu yüzden eğitim aldıkları yerlerde kaldılar uluslararası alanda uzmanlaşıp iyi yerlere geldiler.Batının rahatsızlığının kaynağı budur .İşte UCM nin geldiği nokta budur.’

UCM nin bazı davalarından ve şuanki mekanizmasından bahsedildi.

Öğrencilere üç aşamalı eğitim :

1-Akademik çalışma

2-İngilizce

3-Sosyal aktivite

15027974_1135158133264911_520210911294237006_n

Konuğumuza ve tüm katılımcı arkadaşlara teşekkür ederiz. Bir sonraki hafta farklı konu ve konuklar ile Tea&Talks’ da görüşmek üzere!

Tea&Talks (6.Hafta)

Bu haftanın konuğu Av. Yasin Şamlı ve program konusu “Mukayeseleriyle Ceza Hukuku ve Kısas” idi.

Programın önemli noktaları şu şekildeydi:

15032067_1127590287355029_6152429937962727347_n

Hukuk normlarının ve mekanizmalarının koruduğu en önemli değer “İnsan Hayatı ve İnsan Onuru”dur.

“İnsan Onuru”nun korunması evrensel beyannamelerin temelini oluşturur.

İnsan hayatına ve insan onuruna değer veren bir diğer norm ise ” Kim bir nefse veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir nefse kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.”(Maide/32) Diğer hukuk sistemlerinde insan hayatına bu denli değer veren bir hükme rastlamadım.

Hükümde dikkat çeken hususlardan biri bir müslümanı değil bir nefsi haksız yere öldüren denmesidir.

Hükmün hukuka uygunluk nedenleri; birinin öldürülmesi veya fesat çıkarılmasıdır. Ancak fesat sonucu bir kişinin ölümü kısasın uygulanması için şarttır.

İslam hukukunda kodifikasyonun temel kaynağı Kur’an ve sünnettir. Haram kılınan helal, helal kılınan haram sayılamaz.

Fiilin failine kısas uygulanması kaçınılmazdır. Müşterek fail ve azmettirene de kısas uygulanır.

Kısas; kasten öldürme, kasten yaralama ve kasten müessir fiilde bulunma suçlarında uygulanır.

Ceza hukukunda asıl olan suçta ve cezada denklik olmasıdır.

Norveç’teki Breivik Davası’nda 77 kişiyi öldüren fail Breivik 21 yıl hapis cezası almıştır. Burada denklik ve adaletten bahsedilebilir mi ? Kıta Avrupası mahkumun bir ışık görebilmesini benimsemiştir. Müebbet hapis cezası bu nedenle sisteme aykırıdır. Ancak hak ve adalet kavramları sadece sanık için değil; müşteki,mağdur vs. için de geçerlidir ve bu gözardı edilmektedir.

Maide suresi 44,45,47. ayetlerin sonunda Allah’ın(c.c) hükümleriyle hükmetmeyenlerin (ayet sırasıyla) kafirler,zalimler ve fasıklar olduğu belirtilmiştir. Ayetteki kafir kelimesi “örten” manasında kullanılmıştır. Adaleti örtenlerden, zalimlerden ve fasıklardan bahsedilmiştir. Bu ayetin doğruluğu Breivik Davası’nda daha açık bir şekilde görülmektedir.

İslam Hukuku, Fıkıh şahsi kanaatimce; Kur’an ve hadislerden sonuç çıkarılarak hükümlere varılmasıdır. Siz gençler bu sebeple 300-400 yıl önceki olaylardan ziyade, Kur’an ve hadislerden mevcut duruma göre hüküm çıkarabilmelisiniz.

En ufak şüphe kısası düşürür. Olası kast ve taksirle işlenen suçlarda kısas uygulanamaz.

Peygamber efendimiz(s.a.v) zamanında bir sahabenin zırhının çalınması hadisesi vardır. Bu olay üzerine Nisa Suresi 106-115 ayetleri inmiştir. “Düşman” yahudinin hakkı sahabeye karşı korunmuştur.

İslam tarihinde Hz. Peygamber dönemi savaşları, peygamber efendimizin(s.a.v) evinin civarında olmuştur yani savunma maksatlıdır. İslam can kaybını değil yaşatmayı esas almıştır ancak adalet kaçınılmazdır.

Tüm “izm”leri okumuş biri olarak diyorum ki; İslam insanı özgürleştirir. Devlet başkanına, aileye,arkadaşa,eşe,dosta karşı özgürleştirir.

14937474_1127590070688384_3325028987997932826_n

Konuğumuza ve tüm katılımcı arkadaşlara teşekkür ederiz. Bir sonraki hafta farklı konu ve konuklar ile Tea&Talks’ da görüşmek üzere!